07 Aralık 2009

Kendime notlar 6

Kendine yazdığın notları oku ara sıra. Aynı şeyleri tekrar yapıyorsun sonra. Kaç kere yakılır ulan bi yemek! (Ezel başlıyor, hadi öptüm)

05 Aralık 2009

Hayatta Yapmam 5


Köprü kurmam... İstesem de kuramayabilirim zaten. Ayrıca kurucam da n'olacak? Hayatta bazı şeyleri yapmayacaksın.

02 Aralık 2009

Türkiye'de Vampir Olunmaz Hacı...

Bi' süredir yine bir vampir- kurt adam furyası sardı dört yanı. Twilight kitaplarla filmlerle yine gündeme taşıdı mevzuyu. Bi ara Tom Cruise - Brad Pitt yüzünden gına gelmişti kızların vampir aşkından, sonra Angel/Angelus ve Spike yüzünden ağızlarının sularını akıtır oldu hatunlar. En son olarak da bu emo Twilightçılar yüzünden yine coştular. Taksim'de "Memlekete gidicem hacı, 1 lira versene" diyen adamların vampir versiyonları bildiğin :/

Yalnız düşündüm de bu vampirler Türkiye'de olsaydı, çoktan soyları tükenirdi... Bunun da önemli sebeplerinden biri Türk kızları ve Türk vampir anneleri olurdu.
Düşün bilader, vampirsin, gece olmuş, dışarı akacaksın, kana kana manitaları emeceksin. Arkadan bi ses...
"Oğlum çıkma bu saatte, gece gece İstanbul'da iti var kopuğu var, sarhoşu tinercisi. Allah muhafaza oğlum"  veya "Oğlum hava soğuk, bak domuz gribinden 6 kişi daha ölmüş, hakkımı helal etmem, çıkma gece gece ayazda" hatta hatta "Oğlum, bilip bilmediğin insanların kanını içiyorsun, bin türlü hali var dünyanın, AIDSlisi, hepatitlisi, aman oğlum yapma, dikkat et gözünü seviyim"
İnsanda vampirlik mi bırakır bu analar... Yaşım 30 oldu, 900 km'den bana mesaj atıyo benimki, "ateşin falan var mı? Hava soğukmuş İstanbul'da" diye... Ana yüreği işte... Psikopat ana yüreği.

Ayrıca Konya'da, Yozgat'ta, Erzurum'da ya da ne bileyim İstanbul'da Karagümrükte ya da Kasımpaşa'da falan ikamet eden bi' vampir olduğunu düşün hele... Biz filmlerden gördük, biliyoruz. Vampir adamlar hep böyle bi' efemine, beyaz surat, kırmızı ruj ikilisiyle gezen, ağlak suratlı, duygusal görünümlü ibne gibi (Homofobik değilim lan! Çok değilim en azından :/) tipler oluyor. E semte inse böyle bi' tip, vampir mampir dinlemezler, Allah ne verdiyse dalarlar. Karagümrüklüler delüğanlı adamlar. Sevmezler öyle tipleri mahallede.

Haydi diyelim, aileden ayrı yaşıyosun. Anne sorunun yok. Kasımpaşa'da falan da değilsin. Ev tutacaksın. Ama o tiple Türkiye'de kimse sana ev kiralamaz lan. Ev sahibi kriterlerini geçemezsin hacı. Geçsen de yönetici attırır 3 ayda apartmandan. Babadan kalan parası olan, ev alabilecek şanslı bi' vampir değilsen, kurur gidersin evsiz barksız. Vampir de olsan geçim derdi adamın belini büker hacı Türkiye'de... Enflasyon vampir tanımaz, adamı bi' kazıklarlar, aynen vampir cennetini boylarsın. (Levent Kırca benim blogda arada yazıyo, haberiniz olsun)

Haydi bunları geçtim; anneden muafsın, ev / muhit sorunun yok, bankada ufak bi' birikimin de var... Ama askerde çok dayak yersin sen bilader. Ha bak gece nöbetlerini sana kitlediklerinde belki bunu dert etmezsin ama. O açıdan şanslısın lan vampir ibnesi seni. Bi' de vampirlerin duyuları keskin oluyo... 80 kişilik o koğuşta bu vampir kokudan ölmezse, hiçbi' şekilde ölmez.Osuranı var, ayağı kokanı var, 79 kişinin verdiği karbondioksitle ağırlaşan bi' koku hakim oraya. Şehit olur gider vampir. Garanti bahis oynarım buna.

Ulan diyelim askerliği de halletti bu şerefsiz vampir... Türk kızları yüzünden hayata küser. Aç kalır. Erir gider. Hepsi şimdi sinemada görünce bu emo Twilight vampir oğlanlarını "Ay çok hoş çocuk, karizmasına kurban olayım, gelse beni de bi emse, iliklerimi silkelese" diyorlar. Ama yarın karşılarına çıksa bunlardan biri "Ay dur yapma yaa, evlenmeden olmaz. Ay dur ısırma, iz kalıcak boynumda yaa, babam evde ağzımı kırar sonra" diye diye beynini yerler çocuğun. Adam kahrından kendini emer, intihar eder oracıkta. (Bu kısmı da Author yazdı :/) Besleneyim diye bi' Türk erkeğine yanaşsa 30 santimden fazla, ibne diye döverler hiç gözünün yaşına bakmadan. Yok, doyarı yok abi vampirin Türkiye'de...

Uzun sözün kısası, bu konsept Türkiye'de yürümez kardeşim... Zaten onlarca senedir Türk halkının kanını emen siyasiler varken... Ya Levent Abi, bak Allah'ın adını verdim, karışma şu yazılara ya... La yörü git!

01 Aralık 2009

Kendime notlar 5

Yemek yaparken internete dalma. Ulan insan makarnayı da yakmaz ki...

Hayatta Yapmam 4

Federal kanunları ihlal etmem. FBI hemen tepesine biniyo insanın. Acımaları yok lanet olasıcaların.

30 Kasım 2009

Hayatta Yapmam 3

Manitasyon işlerinde kullanmak üzere şiir ezberlemem. Yapay olmayalım, oldurmayalım.

29 Kasım 2009

Kedi nedir? Neye yarar?

Kedi.. Bir hayvandır. Sokakta, evde ve pet shoplarda yaşar. Çocukluğumun ilk yıllarından beri elimizin altında hep en az bir adet olmak üzere kedi bulundu. Bunlar valide hanımın kah bahçede, kah arabanın bi yerlerinde bulduğu ufak canlılardı. Sonra büyüdüler. Bazıları ahlaksızca çoğaldı. Evde 5 tane miyik miyik diye bağıran canlı ve havlamayı beceremeyen salak bir av köpeğiyle yaşadığımız dönemler oldu.

Aslına bakılırsa ben kedi severim, sevmem değil. Hele yavruyken alırsın böyle, ufacıktır. Tenis topu gibi sektirirsin ayağında. Uyurken gelir yastığına yatar, mırlar falan. Bunlar güzel sevgi olaylarıdır Ercan. Lakin her güzel şeyin sonu vardır...Bu güzel günlerin sonu da...Kedinin artık patır patır, ergen bir kedi gibi sıçmaya başlamasıdır. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz :/ Evin kokusu değişir, kumu değiştirmek eziyet olur. Kediyle aranıza belli belirsiz bir soğukluk girer.

Ayrıca bu kedi hayvanı büyüdükçe şizofrenleşen bir varlık sanırım. Kadınlar gibiler. Acayip bi tedirginlikler, bir sanrılar. Bir durduk yerde oradan oraya manasız koşturmalar. Cinli gibi tavırlar. Gecenin 2'sinde koşarak odaya giren, 10 saniye suratıma bakıp tekrar koşarak dışarıya çıkan bir yaratık babamın oğlu olsa işkillenirim ben.

Bir de eskiden gelip yastığın ufacık kısmında yatan o eşşoleşşek artık yastığın birini direkt kendisine tahsis etmeye başladığında, birçok şey tüketilmiş demektir. Bundan sonrası adeta evlilik gibi... Alışkanlıklar, görevler, sorumluluklar ekseninde devam eden, arada sırada, 2 tarafında havasında olduğunda oynaşılan bir ilişki :/ *

Ancak unutulmaması gereken bir şey var ki; yaygın bir inanışa göre kedi seven / besleyen erkekler, manitasal olaylarda son gelen raporlara göre %10 ila 12 arasında avantajlı oluyolar. Hele de iki romantik şiir ezberlerse kedi seven erkek, gollü galibiyet neredeyse garanti. :/ **

* Evliliğe bakış açımı da bu şekilde ifşa etmem pek hayırlı olmayabilir ama n'apalım.

** Ben şahsen bunu tecrübe etmedim henüz. 6 ay daha faydasını görmezsem, kediyi sokağa atıcam


Hayatta Yapmam 2

Yıldırım fotoğrafı çekmem. Deli miyim ne zaman nereye düşeceği belli olmayan bi yıldırımı bekleyeyim.

28 Kasım 2009

Hayatta Yapmam 1

Taytları maytları çekip, elalemin önünde bale yapmam. Kimse de istemez zaten yapmamı.

27 Kasım 2009

Kendime notlar 4

Bir gün teknik direktör olursan, tek forvet oynatma.
Oynatacaksan da kanatlara hızlı adamlar yerleştir bari.

24 Kasım 2009

Kendime notlar 3

Duvara yumruk atacaksan sağ elle atma. Duvara kafa atmayı ise aklından bile geçirme.

22 Kasım 2009

Kendime notlar 2

Bir gün tsunami tehlikesiyle karşı karşıya kalırsan, çok baba bi yerde tatil falan yapıyosun demektir... Seni şanslı piç. [İyimserliği asla elden bırakma mesajı taşıyor bu cümle]

Kendime notlar 1

Dizin şiştiyse buz kompresi yapmaya üşenme. [Çok derin manalar var bu sözde, yabana atmayın]

24 Mayıs 2009

Eller Günahkar

Haydi eller günahkar... Peki ya diller? Onlar sanki çok mu masum? Masum tek bir organımız hatta tek bir hücremiz kaldı mı acaba? İçimdeki çocuk bile masum değil artık. Piçin bayrak taşıyanı olmadı mı o çocuk? Yalanı dolanı, kaytarmayı, dedikoduyu, bilimum şerefsizliği öğrendi kerata kısa sürede.


Sadece benim fırlama değil, artık tüm insanlığın içindeki çocuklar orospu çocuğu olmadı mı? Herkes bir şekilde yırtmanın peşinde, herkes yalanda doktora yapmış, herkes her gün yeni bir katakulli çeviriyor. Yalanın bini bir dolar civarında seyrediyor. Uluslararası pazarlarda Türk Lirası'ndan bile ucuz. Pariteler allak bullak. Borsada haysiyetin tahtası kapanmış. Mertlik gözaltı pazarından çıkamıyor.


Ama yok... Biz hala değer verdiklerimizin iyiliğine inanalım. Ne olur ne olmaz. Çünkü "o" öyle bir şey yapmaz. Yok yok, hayatta olmaz. Yalan söylemez o, cibiliyetsizlik yapmaz... Arkandan iş çevirmez. Neden? E biz ona değer veriyoruz çünkü... "O", 10 senelik arkadaşın, "o" senin kan kardeşin, "0" senin aşık olduğun kadın, "onlar" senin hayatını oluşturan insanlar... Onlar sana yanlış yapmaz, sana yalan söylemez, onlar namus timsali, değil mi?


E be köylü kızı, e be köylü kızı... Sen yapmıyor musun sana değer verenlerin arkasından Ali Cengiz oyunları? Sen çok mu masumsun? Şerefsizin önde gidenisin. Aldatmadın mı hiç? Aynı anda iki kadına açmadın mı kalbini? Ya da darda bir arkadaşına yalanlar sıralamadın mı yardım etmemek için... Anana babana bile yaşatmadın mı gündüzsüz geceler? Onlar sana değer vermedi mi hiç? Elif'in Polat'ın üzerine titrediği gibi titremediler mi senin üzerine? Ama sen hem racon hem kafa kesmedin mi yeri geldiğinde?


Hah şöyle... Yola gel... İnsanoğlu bu, en iyisi bile Cehennem'de 6 ay yatar çıkar. Kabul et bunu. Kabul et ki, rahatla biraz. Kimse melek değil. En yakın dostun bile seni satar. "Çocuklarımın anası, gözümün bebeği olacaksın Nalan" dediğin kadın gün gelir batakhane köşelerinde meze olabilir. Çok Türk filmi mi geldi? Hayat gerçekten Türk filmi ama dostum... Ve maalesef Sadri Baba ve Kemal "Şaban" Sunal'ın oynadıklarından değil. Bunları kabullen ki hayat daha fazla yormasın seni. Kabul et ki üzerinde kimseyi savunma zorunluluğu olmasın. "Aman da Hacı Cavcav, senin Karagöz'ün şunu yapmış" dediklerinde "Yapmışsa yapmıştır, banane" diyebil. Nasıl olsa sen kimseden melek olmasını beklemedikten sonra, uykusuz gecelerde seni boğan görünmez eller olmayacak artık.


Kim ne yaparsa yapsın, kendine yaparmış... Bunu da anla bre more. Her şeyin üstünü örtmek için sigaranın dumanı yeter sana. Kabullenişleri sevmezdim aslında. Aslında ne kadar aptalmışım. "Hiç kimseden gidemem gitmem, unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir" gibi şövalyelik zırhına saklanmış aptallıklarım olurdu hep*. Ama kabullenince herkesten gidebileceğini... İşte özgürlük orada başlıyor.


Ne demiş modern dünyanın ozanı eski Küçük, yeni sade Emrah; "Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde"...


* Sezen, sen alınma bebeğim.

11 Mayıs 2009

Başlık bile yazamıyorum

Yazamıyorum...
Oysa yazacak o kadar çok şeyim var ki...

Belki tevellüt o kadar eski değil ama 30 yıla az buz anı sığdırmadım, az buz da ders çıkarmadım yaşadıklarımdan. Gülmekten yanakları felç eden anılar, ağlamaktan yanakları sırılsıklam eden anılar... Bir o kadar da manasız anılar...

Anlatamıyorum...
Oysa anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki...

Kırdığım insanlar, ihmal ettiğim insanlar, hiç haketmedikleri gibi davrandığım insanlar, hiç başlayamadığım işler, yarım bıraktığım işler, uğruna hiç adım atmadığım hayaller...

Şarkı sözleri yazmak istiyorum, hüzün dolu. Tanju Okan hayatta olsa da Sezen Aksu'yla birlikte söyleseler dediğim sözler. Gerçi şiirle aram hiç olmadı. Pek de sevmem. Ama şarkı başka bir şey.

Heyecan dolu senaryolar yazmak istiyorum. İçinde mizah da olan koşuşturmacalar. Kötü adamlar, iyi adamlar. İyi adamların kötü adamları kötü şekilde cezalandırdığı senaryolar. Ama illa ki Sadri Alışık'ın başrolünde olacağı, bir yandan güldüren bir yandan ağlatan, ama ne olursa olsun insanın içine dokunan senaryolar...

Sadri Alışık da Tanju Okan da gittiler. Zaten ben de yazamıyorum. Hala buralarda olsalar belki daha çok üzerdi beni yazamamam. Nasıl olsa onlar yok, neden yazayım ki diye avuturum kendimi. Kendini kandırmak en kolayı çünkü.

Uzun uzun yazılar yazmak istiyorum. Güçlü ifadeler barındıran, iddialı sözler söyleyen yazılar. Hayatımdan örneklerle açıkladığım çözümler sunmak istiyorum insanlara. Ama ben uzun yazıları hiç beceremedim. Bir yerlerinde kayboluyorum çünkü yazıların. Sanırım şu sıralarda da kaybolmuş olabilirim. "Yazayım bakalım nereye gidecek yazı" diyemiyorum. Kontrolü kaybedince panik oluyorum. Ki günlük yaşantımda da yaşadığım bir şey bu. Belki de ondan yazamıyorum. Kontrolü kaybetmekten ya da sonunun nereye gideceğini bilmediğim bir şey yapmaktan korkuyorum. Meçhuller ve belirsizlikler beni hep germiştir ömrüm boyunca. Hayatımın en kasvetli anları hep bu belirsizliklerin olduğu dönemdedir. "Amaaan nolursa olsun" diyemiyorum, diyemem. İlla ki detayına kadar düşüneceğim. Düşünmeden bir şeyler yaptığımda da zaten çok karmaşık durumlara sokarım kendimi. Benden adam olmaz.

Ne yalan söyleyeyim, tembelim bir de ben. "Sonra yaparım" lafı en gözde cümlem. Ama hiç sonra yapmıyorum.

Aslında yazmaya karşı yeteneğim olmayabilir mi? Bunu hiç düşünmemiştim... Belki de yeteneksizim ben. Neden olmasın? Bunu düşünmem gerek. Yok ya, değilimdir. Arada güzel şeyler yazdığım dönemler oldu. Şans mıydı acaba? Hani kırk yılda bir denk gelir de süper bir gol atarsın ama kazmanın sözlükteki karşılığısındır aslında. Öyle miydi benim de yazdığım güzel şeyler? Kendime güvenim hasar mı aldı nedir... Böyle şeyler düşünmezdim ben. Bu arada yazı uzadı ve ben yine kayboluyorum sanırım. Panikteyim. Panikleyince hep yanlış tercihler yaparım ben. Sevgilim benden ayrılacak diye panikleyince mesela, gidip ona bağırıp çağıran bir insanım. Halbuki en son yapmam gereken şeydir. Ama panik işte... İnsan panikleyince ne yapacağını nereden bilsin. Demek ki en baştan paniklememek gerek. E panik insanlar için demiş atalarımız. Nasıl paniklemeyeyim? Ben insan değil miyim?

Ohoo, yazı iyice kontrolden çıktı. Sanırım panikleyince yine yanlış tercih yaparak yazıyı bitirmek yerine başka yönlere dalmayı seçtim. Bu yazının da içinden çıkamayacağım anlaşılan.

Oysa yazacak o kadar çok şeyim var ki...

Belki tevellüt o kadar eski değil ama 30 yıla az buz anı sığdırmadım, az buz da ders çıkarmadım yaşadıklarımdan. Gülmekten yanakları felç eden anılar, ağlamaktan yanakları sırılsıklam eden anılar... Bir o kadar da manasız anılar...

Oysa anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki...

Kırdığım insanlar, ihmal ettiğim insanlar, hiç haketmedikleri gibi davrandığım insanlar, hiç başlayamadığım işler, yarım bıraktığım işler, uğruna hiç adım atmadığım hayaller...



Yine yazamadım, yine anlatamadım...

20 Nisan 2009

İkili Delilik

İçimde iki insan var...
İki çok farklı, iki garip, iki uçta iki adam...
Biri hayatı reel parametrelerin dışında göremezken, diğeri gökyüzünü turuncuya boyuyor. Biri hayatı, insanları, karıncaları, çöp kutusundaki kediyi bile sakınırken birinin önemsediği tek şey kendisi. Biri "tek ve gerçek aşk" efsanesine inanırken, diğeri sadece aşka aşık. Biri uzaklara gitmek isterken diğeri kapıdan dışarı adım atmıyor.


Ve onları tek bir ipte tutmaya çalışan sadece bir beynim, bir vicdanım, bir kalbim var. Ama yetmiyor haliyle. Beyin kısa devre yapıyor. Vicdan devre dışı kalıyor. Kalp bu tempoyu kaldırmıyor.


O kadar farklılarken, kahretsin ki ikisinin tek bir ortak noktası var. Çok inatçılar. İkisi de bu bedende, bu beyinde yaşamlarını sürdürmek konusunda çok inatçılar. Terkedip gitmiyorlar savaş alanını. Ve bu savaşta olan hayatıma oluyor.
Hep kararsız, hep arada, hep bir şey eksik. İçinde taban tabana zıt iki insan varken, hayattan gerçekten ne istediğini nasıl bilebilirsin? Ve sen hayattan ne istediğini bile bilmezken, ona nasıl ulaşabilirsin? Ulaşsan bile farkedebilir misin? En önemlisi, ne zaman gerçekten mutlu olabilirsin?
Ne iş yapmak istediğini bilmezken, nerede olmak istediğini bilemezken... Nasıl mutlu olabilirsin?


30 yıla yaklaşan hayat tecrübemi göz önüne alırsam, "olamazsın"... Ya kendini kandırırsın ya da güzel bir hafta sonu veya başarıyla bitirdiğin bir işten sonra aldığın övgüler gibi anlık, geçici mutluluklara sıkı sıkı sarılarak bir ömrü mutlu yaşıyormuş gibi yaparsın.


Peki ya çözüm? Bilseydim, hayatımın çok içine giren, bana dokunan herkesi bir şekilde yakmaz veya ağlatmazdım... Bilsem, şu saçma yazıyı yazmak yerine mutlu bir uykuya dalar, mutlu rüyalar görürdüm. Ben mutlu rüyalar görmeyi çok uzun zaman önce bıraktım.


Hayattan ne istediğimi bilmiyorum.

03 Nisan 2009

Tembellik ya da aslında istememek...

Tembel miyim yoksa aslında bir şeyleri yapmayı hiç istemiyorum da ondan mı erteliyorum, yapmıyorum, hiç bilemiyorum.
Ama yapmam gereken bir çok şeyi gözardı ediyorum. Haydi bana dair şeyleri ediyorum ama işle ilgili şeyleri niye yapmıyorum, Allah bilir. Ben bilmiyorum çünkü. Yapsam yaparım. Ama yapmıyorum. Sanırım sıkılıyorum. Sanırım sıkıcı her şey etrafımda. Sanırım bunlar benim bahanelerim.
Ben aslında tembelim. Çünkü şu kadar şeyi yazmak yordu beni.
Görüşürüz.

Merhabayın

Burası ara sıra aklıma gelen, kafamı toplayıp bi' şeyler yazabildiğim zaman uğradığım, pek de matah olmayan bir blog. Beğenilerinizi dostlarınıza, şikayetlerinizi 155'e iletiniz. Beni uğraştırmayın